Lise yılları, aslında her insanın hayatında çok önemli yeri olan bir dönemdir. Yaş olarak hala çocuk olduğumuz, ama artık olgunlaşmaya da başladığımız, kendimizi ispat etmek istediğimiz, birilerine özendiğimiz, bir şeylere kafayı taktığımız, aşkı öğrendiğimiz, aşık olduğumuzu sandığımız, ailevi problemler yaşadığımız, “kimse beni anlamıyor” dönemleridir lise yılları.
Kişiliğin oturduğu yıllar olmasından dolayı, diğer arkadaşlarımızdan sıyrılmaya başladığımızı hissederiz. Birlikte misket oynadığımız can arkadaşımız aslında karaktersizin tekidir. Veya o artık bizim öyle olduğumuzu düşünüyordur. Kimimiz ailesinin maddi durumunun farkına varır ve bununla hava atar veya ezilir. En yakın arkadaşın artık bir züppe veya eziktir. Gene kişiliğin oturduğu yıllar olması sebebiyle cinsiyetinin farkına varmışsındır....
devamını oku»
Kumarhaneler, kara para, kan, uyuşturucu, silahlar, mafya… Bugüne kadar sinemada komedi olsun dram olsun, Hollywood olsun, Avrupa filmi olsun, Türk filmi olsun, bu temaların etrafında dönen çok film çekildi, çekilmeye de devam edecek gibi görünüyor. Aslında hiç de komik olmayan bu mafyacılık ve kumar masalarında kazanılan/kaybedilen paralar/canlar, belki de bu trajik durumdan bir komedi çıkarmak, ağlanacak halimize gülmek gerektiğiniz düşünmek suretiyle komedi haline getiriliyor sinemada çokça.
Hollywood, elindeki imkanların elverdiği ölçüde, bu tarz filmlerde göz zevkimizi eksik etmedi. Oceans Eleven serisinde birbirinden yakışıklı ve güzel oyuncular, dünyaca ünlü inanılmaz gazinolarda, rengarenk bir hayatın içinde mafyacılık oynarlarken biz de güle oynaya seyrettik. Türk Sineması da elbette değinecekti bu konulara, değindiği filmlerden...
devamını oku»
Bu sene, ünlü Fransız modacı Coco Chanel’in ölümünün otuzsekizinci yılı ve beyazperdede bu sene kendisiyle ilgili iki film yer alıyor. Bunlardan ilki, Büyük Aşk. Cannes’da da gösterilmiş olan film, ünlü modacının 1920’lerde ünlü Rus müzisyen Igor Stravinsky ile yaşamış olduğu tutkulu aşkı merkeze alıyor.
Chris Greenhalgh’ın 2002’de yazmış olduğu Coco&Igor adlı romanından uyarlanan filmin senaryosunu da Chris Greenhalgh yönetmenle birlikte oluşturmuş.
Hollandalı yönetmen Jan Kounen, filmin açılış sahnesini Stravinsky’nin The Rites of Spring isimli skandala yol açmış prömiyeri olarak seçmiş. Fazla modern, fazla yabancı, fazla devrimci ve fazla isyankar olduğu için eleştiri ateşine tutulan The Rites of Spring, stilin divası olma yolunda ilerleyen Coco Chanel’i oldukça etkiliyor ve Chanel yıllar sonra Rus İhtilali...
devamını oku»
Cemal Şan ismini, Zeynep’in Sekiz Günü, Ali’nin Sekiz Günü, Dilber’in Sekiz Günü isimli üçleme filmlerden duymuştuk. Bu üçleme, popüler isimleri oyuncu kadrosunda bulundursa da, konu işlenişi bakımından popüler sinemaya değil yönetmen sinemasına yakın filmlerdi. Cemal Şan, bize kendi dilini, kendi bakış açısını tanıtmaya çalışıyor gibiydi bu üçlemede. Ağır tempolu ama merak uyandırıcı, gerginliği oldukça hissettiren, sanat filmi olsa da belirli bir katharsis duygusunu vermekten de çekinmeyen, bu yüzden de yönetmen sinemasına alışık olmayan seyirciyi de kendisine çekebilen bir sinemayla karşı karşıyaydık. Acı da aynı yoldan gitmiş diyebiliriz.
Üçlemenin sonuncusunu 2008 yılında izlemiştik, bu sene ise iki farklı filmle karşımıza çıktı Cemal Şan. Birincisi “Sonsuz” isimli dramatik bir film, ikincisi ise Acı....
devamını oku»
Sinema okumuş ve bu ülkede sinemayla ilgili işler yapmaya çalışmış biri olarak, sektörün ve şartların zorluğunu bildiğimden, genç ve eğitimli yönetmenler beni her zaman heyecanlandırıyor. Filmin senaristi ve yönetmeni Mustafa Uğur Yağcıoğlu’nun ismini daha önce Son Ders filmini izlediğimde duymuştum.
Ferhan Şensoy gibi bir usta oynadığı için koşarak gittiğim filmden aynı heyecanla çıkamamıştım; çünkü hem komik hem ciddi olmaya soyunmuş, ama sanki ikisini de tam anlamıyla başaramamış bir film vardı karşımda. Gene de yönetmeni merak etmiş, araştırmıştım ve tiyatro kökenli olduğunu da görüp yeni işlerini merakla beklemekteydim.
Sizi Seviyorum, herşeyden önce sırtını Emre Altuğ’a yaslamış bir film olarak kendini gösterdi. Vizyona girmeden önce Emre Altuğ televizyonda oldukça yaptı reklamını filmin ve aslında...
devamını oku»
Orijinal adı Çatıdaki Uzaylılar olarak da çevrilebilecek olan Evimde Uzaylı Var, fantastik bir aile filmi gibi görünse de, aslında 8-12 yaşa hitap ediyor.Tatil için Maine şehrinde bir ev tutan Pierce ailesi, garip bir aile… Anne baba, tamamen klasik ilgisiz Hollywood aile yapısını yansıtmaktalar. Anne baba gerçekten de yaratıcılık, inandırıcılık veya ilgi çekicilik adına en ufak bir şekilde işlenmiş karakterler değil. Çocuklarıyla çok ilgili gibi gözüküp aslında hiç ilgilenmeyen şu ebeveynlerden…
Matematikte oldukça başarılı, ama bir inek olmaktansa cool bir karakter olmaya çalışan Tom, tek derdi güzellik ve yakışıklı bir sevgili sahibi olmak olan kızkardeş Bethany ve kuzenler, tatil için geldikleri bu evde bir gariplik olduğunu farkederler. Bethany’nin gıcık sevgilisi Ricky de onların bu maceralarına ister istemez katılır.Filmle...
devamını oku»
1940’lı yıllarda Kudüs’ün bir köyünde doğan Meryem isimli bir kızın 62 yıl sonra torunlarıyla birlikte başından geçenleri, yani gerçek bir hikayeyi konu eden çizgi film Zeytinin Hayali, Türkiye’nin ilk uzun metrajlı iki boyutlu çizgi sineması olma özelliğiyle dikkat çekiyor.
Çekiyor çekmesine ama her şeyden önce, daha afişinden fark edilen bir animatif başarısızlık söz konusu filmde. Çizimlerde bir çok hata ve özensizlik dikkatlerden kaçmıyor. Kendi halinde bir çocuk çizgi filmi gibi başlayan yapım, kısa bir süre sonra politik ve propagandif yapısını belli ediyor. Hem de gözümüze soka soka…
Filistin’in İsrail tarafından işgalini konu eden çizgi film, diyaloglarındaki yapay ve muhafazakar tavır ile, savaşa tek taraflı bakış açısı ve keskin çizgilerle birbirinden ayrılan Müslüman=iyi, İsrailliler= kötü yaklaşımı...
devamını oku»
Soysuzlar Çetesi, nasıl ki Tarantino için zor bir sınavsa, bir Tarantino filminin kritiğini yazmak da benim için o denli zor. Zor, çünkü hissettiklerimi, hissettirdiklerini kelimelerle ifade ederken sanki yetersiz kalacak birşeyler var.
Tarantino western filmlerini seviyor. Tarantino uzakdoğu filmlerini seviyor. Tarantino sinemayı seviyor. Tarantino spagetti western de denilen bu janraları yalamış yutmuş. Artık yönetmenliğini, yapımcılığını, yardımcı yönetmenliğini bilen biz izleyiciler, Tarantino’ya ait bazı takıntılardan haberdarız. Seçtiği müzik, seçtiği kadrajlar, seçtiği renkler, seçtiği diyaloglar, artık “Tarantino filmi” denen algıyı yaratmış durumda.
Buna feci halde karşı çıkanlar da var tabii, tevellüt olarak daha da gerileri bilen, geçmiş zaman olur ki westernlerini Tarantino kadar olmasa da yalayıp yutan...
devamını oku»