29 Tem

Belki bin yıldır Bamyan vadisinde yer alan, binlerce Budist’in ziyarete geldiği Buda heykeli, Taliban’ın dinamitleriyle 2001 yılında yıkılmıştı. İranlı sinemacı ailenin en küçük üyesi Hana Makhmalbaf, filmini Afganistan’ın orta kesiminde, Kabil’in kuzeybatısında yer alan Bamyan’da çekmeye karar verir. Filmin orijinal adı “Utancından Yıkılan Buda”, Hana’nın babasının bir sözü üzerine şekillenmiştir. Taliban dinamitleriyle yıkılmış olsa da, o bölgede varolan vahşete tanık olan Buda’nın, aslen utancından yıkıldığı gibi bir metafor yapar baba Makhmalbaf. Utanç adlı bu film de böylece Hana’nın kafasında iyice şekillenir. Oyuncularını Afganistan’da yaşayan yüzlerce çocuk arasından seçen Hana, filmde hiç profesyonel oyuncu kullanmamış. Buna rağmen özellikle filmin başrolündeki küçük kızın başarısı gerçekten... 
devamını oku#187;

29 Tem

Bir filmin senaristi ve yönetmeni aynı kişi olduğunda o işin diğerlerine nazaran daha samimi bir iş olduğunu düşünüyorum. Shyamalan da bu konuda samimiyetine inandığım bir yazar/yönetmendir. Bildiğim kadarıyla sekiz filmi var Hintli yönetmenin. Korku ve gerilim öğelerini kullanışı açısından Hitchcock’vari bir tat bıraktığı söylenir. Onlarca ödül almış ve herkes tarafından beğeniyle karşılanmış meşhur Altıncı His filminin yazarı da yönetmeni de kendisi… 2000 yılında doğaüstü bir gerilim filmi olan Ölümsüz’ü çekti. Ölümsüz, Shyamalan’ın klasiklerinden biri olarak kabul edildi. İşaretler, Sudaki Kız gibi filmleri de kah beğenildi kah eleştirildi ama illâ ki çok konuşuldu.Mistik Olay, 2006’dan beri sesi çıkmayan Shyamalan’ın ilgiyle beklenen filmiydi. Gene karşımızda klasik bir Shyamalan filmi var diyebiliriz... 
devamını oku#187;

29 Tem

Peyami Safa, Türk edebiyatının sayısız önemli isimlerinden biri olmakla birlikte, insan psikolojisinin derinliklerine giren romanlarıyla her zaman farklı bir yerde durmuştur. Şimşek, Sözde Kızlar, 9. Hariciye Koğuşu, Yalnızız gibi romanları hep bu türdedir. Selma ve Gölgesi de yazarın Server Bedi takma ismiyle yayınlamış olduğu bir roman olup, psikolojik çıkarımlarının yanında polisiyedir. Sinemaya veya televizyona aktarım konusunda çok iyi bir seçim olduğuna inandığım Peyami Safa romanlarından Selma ve Gölgesi, bu zamana kadar okumamış olduğum bir romanıydı, festivalde Gölge ismiyle sinemaya uyarlandığını öğrenmek, üstelik müzisyen, ressam ve yönetmen Mehmet Güreli gibi birinin filmi beyazperdeye aktardığını duymak oldukça heyecan vericiydi. Gölge’nin bir kara film denemesi olarak lanse edilmesi, kara film seven biri olarak... 
devamını oku#187;

29 Tem

1998-2004 yılları arasında çekilerek TV’lerde boy göstermiş, günümüzde de hâlâ çeşitli kanallarda oynamakta olan meşhur Sex and the City dizisinin beyazperdeye taşınması, hiç şüphesiz akıllıca bir fikir. Her şeyden önce gişe anlamında, çünkü bu dizinin fanatiği olan kadınlar ve o kadınların yanlarında taşıyacağı erkeklerin sayısının bolluğu, gişe hasılatı açısından sonu belli bir hikaye gibi adeta… Yapımcıları, dizinin nasıl olsa herkes ama herkes tarafından izlenmiş olduğundan emin bir tavırla, sinema filminde, dizinin başrolündeki bu dört kadını, bu dört kadının hayatına girenleri, çıkanları, olanları bitenleri bildiğimizi varsayarak, aceleye getirilmiş ve kolaya kaçılmış bir iş çıkartabilirlerdi. Ama film böyle olmamış, aksine, izleyicinin diziyi bilmiyor olma ihtimalini de göze alarak, ne bilenleri sıkacak... 
devamını oku#187;

29 Tem

Ülkemizde vizyona girmesi 4 yıl gecikmiş olan Hep Seni Aradım, 1996 yapımı L’Apartement filminin bir yeniden yapımı. Chicago’nun bir mahallesi olan Wicker Park, ana karakterlerin buluşabildiği tek nokta olarak anlamlı bir isim olmuş film için. Gilles Mimouni’nin senaryosundan yola çıkılarak çekilmiş olan film, Lisa ve Matthew adlı iki gencin birbirlerine sırılsıklam aşık olmalarını fakat bazı gizemli sebeplerle ayrı düşmelerini, gene de birbirlerinden vazgeçemeyip iki yıl sonra kavuşmalarını anlatan bir aşk filmi… diyip bırakırsak, filme gerçekten haksızlık etmiş oluruz. Her şeyden önce yönetmen Paul McGuigan’ın filmin kurgusunu tamamen bir flashback harikası olarak oluşturması, filmi klasik bir aşk hikayesi olmaktan kurtarıyor, neredeyse bir gerilim havasına sürüklüyor.Film seyirciyi ilk başta Matthew ile tanıştırıyor... 
devamını oku#187;

29 Tem

İstanbul Film Festivali’ni takip ederken bir güne iki Türk filmi denk gelmişti. Biri Münferit, bir diğeri Gölge. İkisi de kara film (film noir) örnekleri olduğunu savunmalarıyla dikkat çekiciydi. Günün ilk yarısında Münferit’i izledim ve rahatsız olmuş şekilde salondan dışarıya çıktığımı hatırlıyorum. Evet, rahatsız olmuştum. Günün ikinci yarısında izlediğim Gölge’nin ise, başka bir yazının konusu olmakla birlikte, bir Türk kara film örneği olarak, üstelik bir edebiyat uyarlaması olarak oldukça etkileyici bir film olduğunu söylemeden geçmeyelim. Münferit’le ilgili düşünmeye, filmle ilgili araştırma yapmaya devam ettikçe bazı taşlar yerine oturdu. Filmle birlikte beni takip eden “rahatsızlık, irrite olma” durumunun nedenini düşündükçe fark ettim ki film amacına ulaşmıştı. Her şeyden önce Münferit, gerçek... 
devamını oku#187;

29 Tem

Dans öğesi üzerine oturtulmuş, üstelik daha önce çekilmiş bir filmin ikincisi gibi lanse edilen bir filmi izlemeye giderken önyargılar kaçınılmaz oluyor. Filmin doyurucu bir konusu olmayacağı, konunun dansların ve müziklerin üzerine yaslanacağını, daha önce çekilmiş olan filmi gereksiz yere devam ettirerek gişe yapma amacı güdüldüğü gibi önyargılar… Fakat Sokak Dansı muhteşem temposu, sevimli hikayesi ve ilk filmden bağımsızlığıyla bu önyargıları tamamen hiçe sayan bir film. Her şeyden önce giriş sahnesinin inanılmaz etkileyici ve beklenmedik bir koreografiyle başlaması izleyiciyi filmi izlemeye başlar başlamaz aktif, mutlu, meraklı kılıyor. Daha sonra baş karakterimizin kim olduğunu anlıyor ve onun hayatında ilerlemeye başlıyoruz. Gencecik bir kız Andie. İllegal bir sokak takımının üyesi ve çok yetenekli bir dansçı.... 
devamını oku#187;

29 Tem

“ Gece, düzen güçleri uykudadır. Bürokrasi, askeriye, okullar, polis, kısacası yaşamımızı düzenleyen tüm güçler uykudadır… Tüm kurumlarda insan her zaman erken yatmak zorundadır… Tarih boyunca bize, tüm kültürlerde karanlığın kötü güçlerle ilişkili olduğu öğretildi… Geceleri dünya, birbiriyle haşır neşir olmuş, özgür, meraklı insanların ruhuyla canlanır.” Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgü adlı kitabından yaptığım bu alıntı, bu hafta vizyona giren sevimli animasyon filmini anlatıyor adeta… Gece ve Pisiler adlı bu şirin animasyonda küçük Tim, yetimhanenin kurallarına göre erken uyumak zorunda kalan çocuklardan farklı olarak geceden korkmakta, gökyüzündeki yıldızların yansıttığı ışığı görmeden uyuyamamaktadır. Özellikle yıldızlardan birini kendi yıldızı olarak seçmiş, onun varlığının yarattığı... 
devamını oku#187;