Bir filmin yönetimi ve hikayesi aynı kişi ya da kişiler tarafından üstlenildiğinde o filmden daha çok şey bekleme ihtimali artıyor; çünkü belirli bir bakış açısıyla yazılmış olan herhangi bir film, başka bakış açılarına sahip bir yönetmenin elinde bambaşka bir şeye dönüşebiliyor, veya tam tersi… Bu iki ayrı bakışın beyazperdeye artı veya eksi olarak yansıma ihtimali olsa da, sonuçta günahıyla sevabıyla o filmin kime ait olduğu kafa karıştırabiliyor kanımca. Kapan ise, iki kişinin birlikte yazıp yönettikleri, bu bağlamda ne anlatmak istedilerse onu anlattıklarından emin olabileceğimiz bir yapıt.
Rodrigo Sopeña ve Luis Piedrahita filmde, daha önce Testere ve Küp filmlerinde işlenmiş olan, “canını kurtarmak için sana özel yaratılmış olan bu bulmacayı çözmek zorundasın” konusunu tekrarlamışlar. Başarılı işler...
devamını oku#187;
Sinema eleştirmenliği, amatör gözü – tamamen olmasa da – kaybetmeyi gerektirir. Bir filmi teknik açıdan, sinematografik açıdan, anlatım, dil, senaryo, yapı, oyunculuk açılarından, filmin sinema tarihinin içindeki yerini irdeleyerek vs vs vs incelemeyi gerektirir. Genel izleyici bir filmi sadece bir oyuncudan, bir müzikten, bir mekandan, bir aksesuardan dolayı izleyip etkilenebilirken/beğenmeyebilirken, eleştirmen, yönetmenin hangi sahnede hangi kamera açısını neden tercih ettiğini, ışığı nereye koyduğunu, oyuncuyu neden o şekilde çalıştırdığını düşünmek durumundadır ve bu çabalar esnasında bazen filmin ne demek istediğini veya alınacak o basit tadı kaçırır. Bu tanımlar her zaman geçerli midir, neye göredir, kime göredir tartışmaya açık ama İkili Oyun, ele aldığı konuyla ve bunu işleyişiyle, kendi adıma amatör gözü...
devamını oku#187;
Aslında animasyon sanatı söz konusu olduğunda, ya Japon sinemasından ya da Tim Burton sinemasından bir örnek görmek istiyor insan ama Fransa’nın bu denemesi de animasyon dünyası adına dikkat çekici elbet.
Değişik boyutlarda, değişik şekillerde küçüklü büyüklü küme adalar… Dünya böyle uçuşan adalardan oluşuyor, bir nevi öte dünya yaratılmış… Cahil köylüler, efendiler, çok bilmişler, birbirinden farklı farklı tipler bu ada-köylerde yaşamaktalar ve ejderlere karşı savaşabilecek güçlü ejder avcıları aramaktalar. Gwizdo ve Lian-Chu ise ejder avcıları olarak çalışıp para kazanmak isteyen iki beceriksiz… Onları çılgın maceralara sürükleyerek kendilerine inanmalarını sağlayacak olan ise hayalperest küçük kız Zoe oluyor…Çocukların cıvıltıları arasında seyretmiş olduğum bu rengarenk animasyon, bir TV...
devamını oku#187;
Oscar’la birlikte 39 ödül, 25 adaylık. Şüphesiz son zamanların kendinden en çok bahsettiren filmlerinden biri Juno. Senaryosunu genç şöhret Diablo Cody, yapımcılığını ünlü oyuncu John Malkovich üstlenmiş. Yönetmeni ise Sigara İçtiğiniz İçin Teşekkürler’in yönetmeni olarak tanıdığımız Jason Reitman.
Gençlik filmleri çoğunlukla her yaşın ilgisini çeken bir tür olmuştur. Juno da sevimli, keyifli bir gençlik filmi tadında… Hem 15-20 yaş gençliğinin empati kurarak, hem de 40-50 yaş olgunlarının ahlanıp vahlanarak izleyecekleri ilgi çekici bir film diyebiliriz Juno için. Sessiz, sakin ilerliyor. Komik ama güldüren komik değil, hafif bir sırıtışla, evet hayatta böyle şeyler olur dedirten bir espri kıvamı. Halbuki hayatta böyle şeyler çok da fazla olmuyor. Etrafınızda 17 yaşında bir okul öğrencisiyken hamile...
devamını oku#187;
Hollywood yapımı ilk Türk filmi olarak lanse edilen Meleğin Sırları, bu cümleden fazlasını hak ediyor diyerek başlamalı söze. Amerika’da yaşamakta olan Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Aclan Büyüktürkoğlu’nun ilk uzun metrajlı filmi olan Meleğin Sırları, kalitesini sadece Hollywood’un teknik imkanlarını kullanmış olmasının artılarından almıyor.
Her şeyden önce senaryo gerçekten yaşanmış bir hikayenin romanından uyarlanmış. Kendi halinde bir ailenin saf kızı Ebru’nun dil öğrenmek amacıyla Amerika’ya gitme kararı ve her şey güllük gülistanlık gibi görünürken Ebru’nun Amerika’nın kirli sokaklarında yitip gitmesi hikayesi, gerçek olduğu kadar arabesk bir konu olarak da okunabilecekken, yönetmen ve senaristin bu hikayeye yaklaşımı o kadar ustaca olmuş ki, filmin teknik kalitesinin üzerine bu bakış açısı tam...
devamını oku#187;
Edebiyatın sinema, tiyatro, müzikal gibi diğer sanatlar için olağanüstü malzemeler yaratıyor olduğunu düşünmek, sonra da düşünce gücü, hayal gücü gibi konular özgürlükle ilgili olduğundan bu görsel uyarlamaların neredeyse hiçbirinin tam anlamıyla yeterli bulunulmadığından yakınmak, insanoğlunun bir çelişkisi olsa gerek… Ama haksız bir çelişki de sayılmaz…
Nobel Ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez’in 1895’te yayınlanmış olan romanı Kolera Günlerinde Aşk, dönemi ve mekanlarıyla görsel malzeme vermek, anlattığı büyülü aşk hikayesiyle de romantik izleyici çekmek konusunda yönetmenlere elbette çekici gelmiştir bugüne kadar. Buna cesaret edip yıllarca uğraşarak Marquez’den izin alabilen yönetmen ise Mona Lisa Gülüşü , Dört Nikah Bir Cenaze ve Harry Potter&Ateş Kadehi’nin yönetmeni Mike Newell olmuş....
devamını oku#187;
Şahan Gökbakar karşıma ilk defa TV8’deki programıyla çıkmıştı. Değişik üslubuyla, oldukça özgün karakterleri dünyaya getirişiyle dikkat çekici bir genç vardı karşımızda. Kendinden emin, yetenekli, doğaçlamada başarılı, eğlenceli, renkli bir kişilik…
Üstelik skecini yaptığı konuların eleştirel yaklaşımı ve antimedyatik duruşu ile televizyondaki diğer komedi programlarından oldukça sıyrılıyordu. Düşene, çirkine, aptala gülmektense rating uğruna yapılan saçma programları eleştiren anti popüler bir tarzı vardı programın. Sabah mızmızları, Cevizkıran, Kesit Ötesi, 26. Hafta gibi skeç isimlerini vererek, nelere gönderme yaptığını ve eleştirdiğini hatırlayabiliriz. Daha sonra başka kanallara da geçti ama tarzını değiştirmedi. Dünyaya getirdiği karakterlerden hepsi de hiciv için yaratılmamışlardı elbet....
devamını oku#187;
Hayalet Süvari‘yi anımsatan sarı bozuk renkler, soluk gölgeler, karanlık, mezarsı, uğursuzluk kokan mekanlar, grotesk figürler, kostümler, makyajlar, ölü, kinli bakışlar…Bir sanat eserinden etkilenip başka bir sanat eseri yapmanın düsturu da böyle bir absürtlük olsa gerek. Sahnede bir müzikal izleyip etkilendikten sonra, sinemada sadece müzikalin kalıplarına sığınmak da zaten Tim Burton’a yakışmazdı. Tim Burton varsa grotesklik var, Tim Burton varsa absürtlük var, Tim Burton varsa gotik unsurlar var. Büyücü Tim Burton, iksirci Tim Burton, erkek cadı Tim Burton, adeta gezer önce ormanda, sonra topladığı malzemeleri atar büyülü kazanına, başlar karıştırmaya. Müzikaldir etkilendiği, Johnny Depp’tir oyuncusu, antikahramanlardır yakın hissettiği, punk stillerdir aradığı, gotik şehirlerdir yardımcısı… Ödüllü bir...
devamını oku#187;