5 Kas

Lise yılları, aslında her insanın hayatında çok önemli yeri olan bir dönemdir. Yaş olarak hala çocuk olduğumuz, ama artık olgunlaşmaya da başladığımız, kendimizi ispat etmek istediğimiz, birilerine özendiğimiz, bir şeylere kafayı taktığımız, aşkı öğrendiğimiz, aşık olduğumuzu sandığımız, ailevi problemler yaşadığımız, “kimse beni anlamıyor” dönemleridir lise yılları. Kişiliğin oturduğu yıllar olmasından dolayı, diğer arkadaşlarımızdan sıyrılmaya başladığımızı hissederiz. Birlikte misket oynadığımız can arkadaşımız aslında karaktersizin tekidir. Veya o artık bizim öyle olduğumuzu düşünüyordur. Kimimiz ailesinin maddi durumunun farkına varır ve bununla hava atar veya ezilir. En yakın arkadaşın artık bir züppe veya eziktir. Gene kişiliğin oturduğu yıllar olması sebebiyle cinsiyetinin farkına varmışsındır.... 
devamını oku#187;

31 Eki

Kumarhaneler, kara para, kan, uyuşturucu, silahlar, mafya… Bugüne kadar sinemada komedi olsun dram olsun, Hollywood olsun, Avrupa filmi olsun, Türk filmi olsun, bu temaların etrafında dönen çok film çekildi, çekilmeye de devam edecek gibi görünüyor. Aslında hiç de komik olmayan bu mafyacılık ve kumar masalarında kazanılan/kaybedilen paralar/canlar, belki de bu trajik durumdan bir komedi çıkarmak, ağlanacak halimize gülmek gerektiğiniz düşünmek suretiyle komedi haline getiriliyor sinemada çokça. Hollywood, elindeki imkanların elverdiği ölçüde, bu tarz filmlerde göz zevkimizi eksik etmedi. Oceans Eleven serisinde birbirinden yakışıklı ve güzel oyuncular, dünyaca ünlü inanılmaz gazinolarda, rengarenk bir hayatın içinde mafyacılık oynarlarken biz de güle oynaya seyrettik. Türk Sineması da elbette değinecekti bu konulara, değindiği filmlerden... 
devamını oku#187;

31 Eki

Cemal Şan ismini, Zeynep’in Sekiz Günü, Ali’nin Sekiz Günü, Dilber’in Sekiz Günü isimli üçleme filmlerden duymuştuk. Bu üçleme, popüler isimleri oyuncu kadrosunda bulundursa da, konu işlenişi bakımından popüler sinemaya değil yönetmen sinemasına yakın filmlerdi. Cemal Şan, bize kendi dilini, kendi bakış açısını tanıtmaya çalışıyor gibiydi bu üçlemede. Ağır tempolu ama merak uyandırıcı, gerginliği oldukça hissettiren, sanat filmi olsa da belirli bir katharsis duygusunu vermekten de çekinmeyen, bu yüzden de yönetmen sinemasına alışık olmayan seyirciyi de kendisine çekebilen bir sinemayla karşı karşıyaydık. Acı da aynı yoldan gitmiş diyebiliriz. Üçlemenin sonuncusunu 2008 yılında izlemiştik, bu sene ise iki farklı filmle karşımıza çıktı Cemal Şan. Birincisi “Sonsuz” isimli dramatik bir film, ikincisi ise Acı.... 
devamını oku#187;