5 Şub

Eli yüzü düzgün olduğu kadar, mimikleri sayesinde midir bilinmez bir saflık, hatta hadi itiraf edelim salaklık ifadesini de oldukça başarıyla yüzüne giyebilen Adam Sandler, kuşkusuz son 10 yılın en sevilen komedyenlerinden. Adı bir filmde geçiyorsa, o filme gidilir diye düşündürten cinsten bir başarıya sahip olduğu reddedilemez bir gerçek. Hal böyleyken, bir Walt Disney yapımı olmasıyla da bir şekilde gişe garantileyen Gerçek Masallar, Adam Sandler dışında tanınan ve sevilen diğer oyuncu seçimlerini de yanına alıyor ve izleyiciye az şey vaat etmiyor. Matt Lopez’in kitabından uyarlanan ve yazarın senaryo ekibinde de bulunduğu film, Adam Shankman imzası taşıyor. Filmin bir Walt Disney yapımı olduğunu tekrar hatırlatmakta fayda var, zira filmde masallar anlatılırken kullanılan fantastik öğeler oldukça başarılı görsel efektlerle süslü... 
devamını oku»

5 Şub

Son zamanlarda Türk yönetmenler, dizilerde olsun, sinema filmlerinde olsun, bir eskiye dönüş merakındalar. “Klasik Türk sineması tadında” kalıbını duymaya çok alışmadık mı? Aslında bir tek sinemada da değil, nostaljik müzik albümleri de pek revaçta. Demek ki genel anlamda bir geçmişe dönüş durumundayız… Aşk Tutulması da bu kalıba uygun, hatta bu sanki ilk kez ele alınıyormuş gibi altını da çizerek seyirci karşısına çıkan bir film.Yönetmen Murat Şeker, hazır nostaljiden gidiyorken, Elveda Rumeli ve Yaprak Dökümü gibi iki nostaljik dizinin başrol oyuncularını da kendi filminin başrolü yapıvermiş. Oyuncu kadrosunda gene dizilerden tanıdığımız simalar var. Bayan başrol oyuncusu Fahriye Evcen doğal ve sempatik. En son Münferit’teki rolüyle kanımı donduran ve ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu kanıtlayan Ali Erkazan ise gene... 
devamını oku»

3 Eki

İsmindeki S harfinin dolar işareti olması ve isminin bizatihi kendisinin de çağrıştırdıkları ile kafamda az çok bir şeyler oluşmuştu filmle ilgili, filmin Fransa’da, Paris’te geçiyor oluşu ise heyecan vericiydi. Evet, tahmin edeceğimiz üzere bir soygun filmiyle karşı karşıyayız. Cash, yakışıklı aktör Jean Dujardin’in canlandırdığı karakterin lakabı. Kendisi, Paris’in en seçkin dolandırıcılarından biri. Amacı büyük bir elmas soygunu gerçekleştirmek. Ama biz bunu filmin ortalarında anlıyoruz.Film, dev bir yatırım binasına böcek ilaçlamak amacıyla giriyormuş gibi görünen ama içerde başka işler çevirirken öldürülen bir adamı göstererek açılış yapıyor, sonra onu orada bırakıp, bir fotoğrafta yanında bulunan Cash ve onun hayatından devam ediyoruz. Karışık anlatım yöntemini özellikle seçtiğini düşündüğüm... 
devamını oku»

3 Eki

İspanyol yönetmen Gonzalo López-Gallego‘nin son filmi Dağların Hakimi, İspanya’nın izbe, kırsal ve karışık yollarında arabasıyla ilerlemekte olan Quim ile tanıştırır önce bizi. Avrupa sinemasının şikayetçi olmadığım yakın plan çekimleriyle, ilk tanıştığımız karakterle daha baştan özdeşleşiriz. Daha sonra öğreneceğimiz üzere sevgilisiyle arası kötü olduğu için ona doğru yol almakta olan Quim, benzin almak için durduğu istasyona girer, orada bir kadınla yolları/hayatı kesişir ve işte Quim:dünyanın en bahtsız insanının başına gelenler bir bir sıralanır.Kesinlikle kabul etmek lazım ki merakı, şüpheyi ayakta tutan bir yapıya sahip bu film. Seslerin kullanımı da oldukça etkileyici, toprak yolda giden arabanın sesi, toprakta yürüyen Quim’in ayak sesleri, nereden geldiği başta belli olmayan bir elma ısırışı sesi,... 
devamını oku»

16 Ağu

Kişisel olarak senaristi ve yönetmeni aynı olan filmleri seviyor olmam, korku filmlerine olan önyargılı bakışıma rağmen meraklandırmıştı beni bu film için. Önyargı ise şu, ya Japon’dan bozma korku filmleri, ya da efektle korkutan filmlerden gına geldi. Son zamanlarda sadece Testere serisini çok etkileyici bulduğumu söyleyebilirim, o da korku filminden çok “psikolojik sert gerilim” gibi tanımlanabilir belki… Liv Tyler’ın başrolde oluşu da güzellerin ve yakışıklıların kaderi olan “rolün hakkından gelebilir mi ki” sorusunu gündeme getiriyor bu filmle ilgili. Fakat filmi izleyince yönetmenin bu bebek yüzlü kızımızı niye seçtiğini anlamak zor olmuyor. Tyler, dehşeti ve çaresizliği oldukça başarılı mimiklerle hayata geçirmiş, ağlamaklı bakışlar o bebek suratta çok doğal durmuş. Yapı olarak da iri olduğundan, kaçmak, kendini... 
devamını oku»

29 Tem

Belki bin yıldır Bamyan vadisinde yer alan, binlerce Budist’in ziyarete geldiği Buda heykeli, Taliban’ın dinamitleriyle 2001 yılında yıkılmıştı. İranlı sinemacı ailenin en küçük üyesi Hana Makhmalbaf, filmini Afganistan’ın orta kesiminde, Kabil’in kuzeybatısında yer alan Bamyan’da çekmeye karar verir. Filmin orijinal adı “Utancından Yıkılan Buda”, Hana’nın babasının bir sözü üzerine şekillenmiştir. Taliban dinamitleriyle yıkılmış olsa da, o bölgede varolan vahşete tanık olan Buda’nın, aslen utancından yıkıldığı gibi bir metafor yapar baba Makhmalbaf. Utanç adlı bu film de böylece Hana’nın kafasında iyice şekillenir. Oyuncularını Afganistan’da yaşayan yüzlerce çocuk arasından seçen Hana, filmde hiç profesyonel oyuncu kullanmamış. Buna rağmen özellikle filmin başrolündeki küçük kızın başarısı gerçekten... 
devamını oku»

29 Tem

Bir filmin senaristi ve yönetmeni aynı kişi olduğunda o işin diğerlerine nazaran daha samimi bir iş olduğunu düşünüyorum. Shyamalan da bu konuda samimiyetine inandığım bir yazar/yönetmendir. Bildiğim kadarıyla sekiz filmi var Hintli yönetmenin. Korku ve gerilim öğelerini kullanışı açısından Hitchcock’vari bir tat bıraktığı söylenir. Onlarca ödül almış ve herkes tarafından beğeniyle karşılanmış meşhur Altıncı His filminin yazarı da yönetmeni de kendisi… 2000 yılında doğaüstü bir gerilim filmi olan Ölümsüz’ü çekti. Ölümsüz, Shyamalan’ın klasiklerinden biri olarak kabul edildi. İşaretler, Sudaki Kız gibi filmleri de kah beğenildi kah eleştirildi ama illâ ki çok konuşuldu.Mistik Olay, 2006’dan beri sesi çıkmayan Shyamalan’ın ilgiyle beklenen filmiydi. Gene karşımızda klasik bir Shyamalan filmi var diyebiliriz... 
devamını oku»

29 Tem

Peyami Safa, Türk edebiyatının sayısız önemli isimlerinden biri olmakla birlikte, insan psikolojisinin derinliklerine giren romanlarıyla her zaman farklı bir yerde durmuştur. Şimşek, Sözde Kızlar, 9. Hariciye Koğuşu, Yalnızız gibi romanları hep bu türdedir. Selma ve Gölgesi de yazarın Server Bedi takma ismiyle yayınlamış olduğu bir roman olup, psikolojik çıkarımlarının yanında polisiyedir. Sinemaya veya televizyona aktarım konusunda çok iyi bir seçim olduğuna inandığım Peyami Safa romanlarından Selma ve Gölgesi, bu zamana kadar okumamış olduğum bir romanıydı, festivalde Gölge ismiyle sinemaya uyarlandığını öğrenmek, üstelik müzisyen, ressam ve yönetmen Mehmet Güreli gibi birinin filmi beyazperdeye aktardığını duymak oldukça heyecan vericiydi. Gölge’nin bir kara film denemesi olarak lanse edilmesi, kara film seven biri olarak... 
devamını oku»